Ekmek ve Makarnanın Yoksulluk ve Açlıkla Mücadeledeki Rolü

Bugün, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 55’i, özellikle açlık ve yoksulluğun yoğunlaştığı Afrika ve Güneydoğu Asya’da, 2050 yılına kadar yüzde 68’e çıkması beklenen kentsel alanlarda yaşıyor. Bu arada üretilen tüm gıdaların yaklaşık yüzde 80’i kentsel alanlarda tüketiliyor. Hızlı bir şehirleşme zamanında kentlerin, herkes için sağlıklı beslenme erişimini sağlamaya yönelik politikalar ve eylemler de dahil olmak üzere, giderek daha önemli bir değişim aracı haline geliyor.

acliklamucadele_bbm31Açlıkla mücadele eden ülkelere yapılan yardımların başında makarna, un ve pirinç yer alıyor. 25 Ekim’de kutlanan Dünya Makarna Günü dolayısıyla dünyanın dört bir yanındaki makarna sanayicileri, Uluslararası Makarna Örgütü’nün (International Pasta Organization) (IPO), düzenlediği “Makarnanın Gücü” kampanyası kapsamında, açlıkla mücadeleye destek veren yardım kuruluşlarına yaklaşık 2 milyon makarna tabağı bağışladı. Türk makarnacılar da gıda bankaları ve yardım dernekleri aracılığıyla kampanya ya 90 bin kilogram makarna ile destek verdi. Yardımların büyük çoğunluğu Afrika ülkelerine yapıldı. Afrika ülkelerinde yaşanan bu gıda yetersizliğinin önümüzdeki dönemlerde düzelmesi için yoğun nüfus artışı ile gıda tedariki arasında uyumun sağlıklı bir düzeyde gerçekleşmesi gerekmektedir.

Zengin ve verimli topraklara sahip Afrika kıtasının kendisini besleyemiyor olması çok acı. Dünyanın ekilmemiş topraklarının yaklaşık %50’sine sahip bu kıta, tükettiği yiyeceğin yarısından fazlasını ithal ediyor. Afrika’nın ithal ettiği tüm gıdalara bakıldığında hububat listenin başını çekiyor. Buğday, pirinç ve mısır ilk üçte yer alıyor. Enerji açısından zengin olan tahıllar, Afrika tüketilen gıdaların %30’unu oluşturur. Afrika kıtasında yer alan ülkeler bu tahılları almak için her yıl 10 milyar dolardan fazla para harcıyor.

Açlık, küresel bir sorun olarak gündemde yer alırken; insanlar gıda güvensizlikleri, açlık, iklim değişikliği nedeniyle büyükşehirlere göç etmeye hızla devam ediyor. Barilla Gıda ve Beslenme Vakfı (BCFN), Milano Belediyesi ve Milano Kentsel Gıda Politikası Paktı (MUFPP) şehirlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmadaki rolünü analiz etmek için hazırlanan “Gıda ve Şehirler” araştırmasını yayımladı. Birbirinden farklı 7 büyük şehirdeki sürdürülebilir uygulamaları inceleyen “Gıda ve Şehirler” araştırmasında, sürdürülebilir kalkınmayı sağlama ve gıda israfı ile açlığı önlemeye yönelik yapılan çalışmalar incelendi.

Buna göre dünya nüfusunun yüzde 50’den fazlası şehirlerde yaşıyor. Uzmanlar; açlık, iklim değişikliği, gıda güvensizlikleri nedeniyle bu oranın 2050 yılına kadar yüzde 80’e ulaşacağını belirtiyor. Yiyecek talebini artıracak bu trend şehirlerin, mevcut gıda sistemlerinin başa çıkamayacağı bir senaryo ile yüzleşeceğine işaret ediyor. Yapılan açıklamalara göre geçtiğimiz yıldan bugüne, açlıkla mücadele eden kişi sayısında yüzde 4,6 artış yaşandı. Dünyanın dört bir yanından 821 milyon kişinin açlıkla mücadele ettiği günümüzde uzmanlar, sürdürülebilir gıda üretimi ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmenin açlıkla mücadelede önemli rol oynadığını söylüyor.

“Gıda ve Şehirler” araştırması için dünyanın farklı bölgelerinden 7 büyük şehrin (New York, Rio de Janeiro, Milano, Ouagadougou, Tel Aviv, Seul ve Sydney) sürdürülebilir kalkınma, gıda israfı ve açlığa karşı aldığı önlemler vaka çalışması olarak incelendi. “Gıda ve Şehirler” araştırması, büyük şehirlerde hayata geçirilen sürdürülebilir uygulamaların Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmada büyük katkıları olabileceğini kanıtladı.

SİDNEY’İN YÜZDE 8,5’İ AÇLIKLA MÜCADELE EDİYOR
Büyük şehirlerde yürürlüğe giren sürdürülebilir uygulamaların incelendiği araştırmada, Sidney’de nüfusun yüzde 8,5’inin yiyecek alacak maddi duruma sahip olmadığı için açlıkla mücadele ettiği belirtildi. Sidney Üniversitesi ve New South Wales Canberra Üniversitesi, bu sorunu çözmek için özel sektör ile iş birliği yaparak FoodLab Sydney projesi üzerinde çalışmaya başladı. Sürdürebilir sistemler ile gıda üretimi yapan şirketleri destekleyen proje, her sosyal sınıftan insanın gıdaya erişimini kolaylaştırmayı amaçlıyor.

Araştırmaya göre Güney Kore’nin başkenti Seul’de Eco School projesi ile gençlerin sağlıklı ve sürdürülebilir gıdaya erişiminin kolaylaştırılması hedeflendi. Şehirdeki 705 bin öğrencinin sürdürülebilir gıdaya erişimini kolaylaştırmak için 2011’de yürürlüğe giren projeye bugüne dek 2,5 milyar dolardan fazla yatırım yapıldı.

6 AYDA 840 TON GIDA TASARRUFU SAĞLANDI
New York, sürdürülebilir kalkınma çalışmalarına restoranlarla başladı. Şehirdeki restoranlar ve gıda perakendecilerinin trans yağ kullanması yasaklandı; menülerde yer alan her yemeğin kalori miktarının yazılması kural haline getirildi. Milano’da ise gıda israfını azaltmaya yönelik farklı yaptırımlar yürürlüğe girdi. Çöpe atacağı yiyecekleri yardım derneklerine bağışlayan insanlardan %20 daha az vergi alınarak 6 ayda 840 ton gıda tasarrufu sağlandı. Rio de Janeiro ve Ouagadougou’da ise tarıma ve çiftçiye yatırım yapılarak sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması hedefleniyor.

FAO: AÇLIKLA MÜCADELEDE YEREL YÖNETİMLERİN ROLÜ
Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen Küresel Konulardan Yerel Önceliklere adlı etkinlik, BM Genel Kurulu Başkanı María Fernanda Espinosa Garcés ile BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Genel Direktörü José Graziano da Silva’nın ev sahipliğinde yapıldı.

Etkinlikte konuşan FAO Genel Direktörü José Graziano da Silva, “Doğal kaynaklarımızı ve biyolojik çeşitliliği korurken herkese sağlıklı ve besleyici gıda sunabilen gıda sistemlerine acilen ihtiyaç var. Şehirleşmenin hızlandığı günümüzde, kentler küresel sorunlarla karşı karşıyadır. Çok taraflı çözümler için yerel yetkililerle birlikte çalışmak gerekiyor. Açlığa son vermek ve gıda sistemlerini iyileştirmek için yerel yönetimlerin de katkısına ihtiyaç var. 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’ni uygulamak için küresel liderlerin politik taahhütleri yeterli değildir.”

“Küresel taahhütleri yerel gerçeklere” dönüştürmenin önemine işaret eden FAO Genel Direktörü, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinden 11’cisi olan Sürdürülebilir Şehir ve Yaşam Alanları’nın diğer hedeflere ulaşmadaki önemine dikkat çekti. “Açlığa Son” başlıklı 2’inci hedefin de altını çizen Silva, son 3 yılda bir tarafta açlıktan diğer tarafta da obeziteden muzdarip insanların olduğuna vurgu yaptı. Obezite özellikle insanların trans yağ, şeker ve tuzu yüksek işlenmiş gıdaları tükettiği şehirlerde daha çok görülüyor.

Artık şehirlerde yaşayanların sadece gıda tüketicisi ve kırsaldaki toplulukların gıda üreticisi olarak görülemeyeceklerini ifade eden Silva, sürdürülebilir kalkınmanın kırsal-kentsel bağların güçlendirilmesi çağrısı yaptığını da sözlerine ekledi. 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yüzde 68’inin şehirlerde yaşaması bekleniyor.

“SÜRDÜRÜLEBİLİR ŞEHİRLER FIRSAT KAYNAKLARIDIR”
BM Genel Kurulu Başkanı María Fernanda Espinosa Garcés:
“Yerel yönetimlerin 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin gerçeğe dönüşmesini sağlamada belirleyici bir rolü var. Kapsayıcı, esnek ve sürdürülebilir şehirler fırsat ve gelişme kaynaklarıdır. Birlikte çalışalım, böylece dünyanın her yerindeki büyük şehir merkezleri, tüm sakinlerine daha iyi bir yaşam kalitesi sağlayacak. 21. Yüzyılın özelliklerinden biri, şehirlerin giderek artan kalkınma zorluklarına özerk çözümler sağlamasıdır. İnsanlığın sorunları sadece devletlerin elinde bırakılamayacak kadar önemli.”

“MEVCUT TÜKETİM MODELİYLE GEZEGENİMİZ BİZE YETMEYECEK”
Barilla Türkiye Müşteri Hizmetleri ve Talep Planlama Müdürü Buket Yıldırım Karagüç:
Dünya kaynaklarının hızla tükenmesiyle insanlığın en önemli sorunları arasında yer alan gıdaya erişim, israfın önlenmesi ve gıda bankacılığı konuları her geçen gün önem kazanıyor. Hızla artan nüfus; gıda üretimi, gıdaya erişim, iklim değişikliği konularını da beraberinde getiriyor. Dünyada 821 milyon kişinin açlıkla mücadele ettiği günümüzde, uzmanlar mevcut tüketim modelinin değişmesi için uyarıda bulunuyor. Sürdürülebilir gıda üretimini iyileştirmek ve doğru beslenme alışkanlıklarının acilen edinilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, bu şekilde devam edilirse 2050 yılına gelindiğinde üç yerküre olsa insanların ihtiyaçlarının karşılanmasının mümkün olmayacağına dikkat çekiyor.

Dünya genelinde üretilen yiyeceklerin üçte biri sofralara ulaşmadan israf ediliyor. Gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için her gün tabağımıza koyduğumuz yiyecekler başta olmak üzere somut tedbirler alınması hem sağlık hem de gezegen için çok önemli.

Barilla, Türkiye’de ve dünyadaki çalışmalarını “Sizin için iyi, Gezegen için iyi, Toplum için iyi” iş modeli çerçevesinde yürütüyor. İçinde bulunduğumuz dünyayı gelecek kuşaklara daha iyi bir şekilde, en azından bulduğumuz gibi bırakma zorunluluğumuz var. Dolayısıyla evrene bıraktığımız ayak izimizi olabildiğince küçültmeliyiz. Bunu yapamazsak ileride gezegenimiz bizim için yeterli olmayacak. Bu noktada en önemli konulardan biri olarak gıda israfının azaltılması gündeme geliyor. İtalya, Fransa ve Amerika’daki benzer çalışmalarımızın ardından Türkiye’de de gıda bankacılığı konusunda Temel İhtiyaç Derneği (TİDER) ile iş birliği yaptık.

“9 KİŞİDEN 1’İ GIDAYA ERİŞEMİYOR, 7 KİŞİDEN 1’İ OBEZ”
Açlık ve obezite artık birçok uzman ve devletin gündemine giren bir konu. Önümüzde bir madalyon var. Madalyonun bir tarafında küresel ölçekte açlıkla mücadele eden ya da yetersiz beslenme ile mücadele eden büyük bir kesim var. Yaklaşık 9 kişiden biri bu sorunla karşı karşıya. Madalyonun diğer tarafında ise maalesef her 7 kişiden biri obezite ya da sağlıksız beslenme ile karşı karşıya ya da bu konudan doğan bazı sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. Diğer yandan sahip olduğumuz gıdaların üçte biri ihtiyaç sahiplerine ulaşmadan israf oluyor. Yaşanan bu ciddi çelişki ve eşitsizlik tablosunu mutlaka değiştirmeliyiz. Bu çerçevede gıda bankacılığının önemi açıkça ortaya çıkıyor. Barilla Gıda olarak gıda bankacılığı konusunda Türkiye’de TİDER ile yolculuğumuza devam ediyoruz.

TARLADAN TABAĞA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
Sürdürülebilirlik konusu Barilla için önemli bir kavramdır. Sürekli artan dünya nüfusunu gezegenimize zarar vermeden besleyebilmek, çağımızın en büyük zorluklarından birini teşkil ediyor. Bizim için sürdürülebilirlik tarladan başlıyor ve tabağa kadar devam ediyor. Ürettiğimiz makarnanın ana maddesi buğday. Çiftçilerimiz ile dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de önemli çalışmalar yürüttük, yürütmeye devam ediyoruz. Türkiye’de birçok çiftçimize sürdürülebilir tarım konusunda eğitim verdik, sürdürülebilir iş modellerini anlattık. Barilla olarak insan ve çevre dostu iş modelimizde bir taraftan sürdürülebilir buğday tedarikini artırmaya çalışırken, diğer taraftan da beslenme profilini iyileştirmek için ürünlerimizi yeniden formüle ettik. Akdeniz beslenme modelini yaygınlaştırmak için çalıştık. Son 7 yılda üretim süreçlerinde de çok önemli iyileştirmeler yaptık. Her bir ton ürün için su tüketimini yüzde 23, sera gazı emisyonunu ise yüzde 29 azalttık.

Üretimden, lojistik, satış ve tüketime kadar gıda ve beslenmeye ilişkin sorunların iyi analiz edilerek, tüm paydaşların el birliği ile ortak çözüm geliştirmesi gerektiğine inanıyorum. Ülkemiz, özellikle gıda israfı alanında önemli sorunlarla karşı karşıya. Barilla Gıda ve Beslenme Vakfı’nın (BCFN) The Economist Intelligence Unit (EIU) iş birliğiyle yayımladığı Gıda Sürdürülebilirlik Endeksi’nin 2018 verileri bu konuyu net bir şekilde ortaya koyuyor. Taşıma sırasında ve perakende noktalarında yaşanan kayıplar ve mevzuatımızdaki yasal düzenleme eksiklikleri, Türkiye’nin gıda kaybı ve israfı başlığında endeksin en altlarında yer almasına neden oluyor. Bu tabloyu düzeltmenin yolu, sorunlarımızı tespit ederek, kamunun ve tüm paydaşların, elbirliğiyle ortak bir çözüm geliştirmesinden geçiyor. Barilla olarak biz bu konuda yürütülecek tüm çalışmaların içinde olmaya ve desteklemeye devam edeceğiz.

Kontrol edin

brezilya_ekmek_makarna_biskuvi

Brezilya’da Makarna, Bisküvi ve Fırıncılık Ürünleri

Yüzölçümü açısından dünyanın en büyük beşinci, nüfus açısından en büyük altıncısı ve ekonomik olarak da …