Cennette ilk sofranın hikmeti, bilge kadın

“Bilge bir kadın Göbeklitepe’de bir avuç buğdayı toprakla buluşturdu, bir sofraya can verdi. Sanır mısın ki ekmeğin hikmeti fırındır, ekmek topraktadır, ekimde başlar, hasatta filiz verir, ocakta kaynar sofrada can bulur. Uğradığı her adımda yemeğe katılan her unsur ona lezzetini ve bereketini verir. Bahar yağmurları, kışın soğuğu, eşsiz kar taneleri aşı kaynatan odunun alevi, dilimleyen, parçalayan el izi, yeryüzünün en değerli şaheserini sofraya taşır.”

bilge-kadin

Mine ATAMAN  Unlu Mamüller Uzmanı

Bir arkadaşım on bin yıldır dünyalıyım derdi. İnsanın yaşadığı her acıda, paylaştığı her sevinçte benim el izim, kurulan her sofrada bir parça ekmeğim var derdi. Yeryüzünün ilk sanatçıları ekmek ustalarıdır derken yeryüzündeki ilk gastronomik faaliyetin de bir parça hamura can vermek olduğunu düşünmüşümdür hep. Bilge bir kadın Göbeklitepe’de bir avuç buğdayı toprakla buluşturdu, bir sofraya can verdi. Eden Cennetinde kurulan ilk sofra ile insanoğlu gün gün yazdı an an biriktirdi. Gastronomi de o an ilk tohumlarını vermeye başladı.

İnsanoğlu o akşam sofranın etrafında toplanıp aile olmayı, biriktirmeyi, yaratmayı öğrendi. Aile oldukça, büyüdükçe çoğaldı köyler, şehirler kurdu. İmparatorluklara, krallıklara en sonunda da demokratik modern devletlere el verdi. Günbegün üzerine ekledi sohbetin de huzurun da. O günden sonra mavi göğün altında sönmeyen bir ateş yandı. Pencerelerden içeri aş girdikçe aşkla donatıldı sofralar. Bilge kadın farklı coğrafyalarda bazen Afrodit oldu güzelliği miras bıraktı doğada, bazen Venüs oldu aşkla sevmeyi öğretti insanlara, bazen de Kibele oldu bereketi dua etti her bahar cıvıldayan kuşlara. Kurtuluş savaşında cepheye azık taşıdıkça cesaretin umudun ışığı oldu Şerife bacı İnebolu’da. Kadının tuttuğu herşey altın, dokunduğu her an bereket oldu. Anadolu’da başlayan efsane yıllandıkça uzak coğrafyalara, bilinmeyen sofralara konuk oldu.

Cennette ilk sofra yeryüzündeki tüm sofralara ilham verirken, kültürü de mayaladı. Kültürü mayalayan kadınlar, kültür tarihini de yazdı. Sofra büyük bir sırrı paylaştı. Hayatın acısı, tatlısı, emeği önce bir lokma ekmeğe sonra da geleceğe taşındı. İnsanoğluna geleceğini armağan etti ilk sofranın sohbeti. Kadın el verdi geleceğe, binlerce yıllık kadim beraberlik başladı insanla doğa arasında.

Neydi sofranın sırrı? Anadolu vardı tüm lokmalarda, toprak vardı tüm öğünlerde. Kışın ısıtan, yazın ferahlatan, ilkbaharda heyecan veren, sonbaharda dinginleştiren meyveler, sebzeler, otlar, etler yani bahçenin, ormanın tüm renkleri, bütün renkleri oluşturuyordu sofrayı. Ava giden, avlanan, toprak tutan, sapan atan her adım insanlığın geleceğine miraslar biriktirdi işlemeli sandıklarda.

Bilge kadın kışı yaz ederken yokluğu da zenginliğe dönüştürüyordu. Mayalanan her sebze meyve yazın kışa bereketi, azlığın çokluğa armağanıydı. Mevsimler değişirken, çiçekler renkten renge boyarken bahçeleri Bilge kadın da bir ırmağın başında topladı tüm kadınları. Derdini ırmaklara anlattıkça hafifledi, içtiği suya üfledikçe gülümsedi. Kadın her tohumu toprakla, ağaçla, çiçekle buluşturdu bire bin kattı ve sofraya umut ekti. Sofra mayalandıkça turşuyla, kurutulan etle kültür de mayalandı yüzyıllar boyu. Yazın kokusu, ilkbaharın coşkusu çanaklarda çömleklerde, pintoslarda kışa erzak oldu. Sümerler 7 katlı Ziguratlar inşa etti buğday tohumları, dostluk tohumları için.

Günün değil yarının sofraları için ana düşülen tüm notlar günlüklerin içinden bazen ağıta konu oldu bazen kilimlere desen, bazen de halk oyunlarına kıvraklığını verdi ve geleneği geleceğe taşıdı. Anadolu’nun fermente mutfağında sağlıklı sofraların örtüleri işlendi Yörük çadırlarında. Anlar raks etti dakikalarla, günlere, aylara yıllara dönüşürken Anadolu’nun sofrası on bin yıllık oldu. Onlarca farklı kültürün el izi, kokusunu karıştırdı çorba kazanlarında. Çorbayı kaynatan karıştırdıkça dualar etti, elinin, evinin, yöresinin izini ekledi her kaşığa. Misafirler baş tacı edildi, dayanışma, paylaşma ocak başında alev aldı bütün coğrafyayı sarmaladı. Bilge kadının bebekleri süt gölünden gelmiş buğdayla pişirilmiş süt balıyla ilk rızkını aldı hayattan, sıkıca tutundu ademoğlu yaşama.

Kalp gözüyle kurulan her sofrada göz doyarken gönül de beslendi doğa ile. Başkalarının sofraları, başkalarının lokmaları bir oldu bütün oldu imece ile sofraya geldi. Tarifler efsanelere, efsaneler, geleneklere, gelenekler eşsiz bir kültüre dönüştü Anadolu’da. Sarı gelinler, Ateşbaz Veli’ler, Somuncu Baba’lar. Yunus sınandı himmetle buğdayla, Tapduk Emre dergâhında göz göz sel oldu. Anadolu misafir oldu, uğradığı bütün kapılarda gelen el değil Tanrı misafiri oldu. Elinde, evinde ne varsa varlığı da yokluğu da sofranın oldu.

Sanır mısın ki ekmeğin hikmeti fırındır, ekmek topraktadır, ekimde başlar, hasatta filiz verir, ocakta kaynar sofrada can bulur. Uğradığı her adımda yemeğe katılan her unsur ona lezzetini ve bereketini verir. Bahar yağmurları, kışın soğuğu, eşsiz kar taneleri aşı kaynatan odunun alevi, dilimleyen, parçalayan el izi, yeryüzünün en değerli şaheserini sofraya taşır. Sofra yaratılmış, kurulmuş en değerli sanat eseridir. İçinde anlam barındıran, yedikçe yeniden doğan, kahkahasıyla yeniden şekillenen.

Anadolu, su kanalları açtı buğdaya can vermek için tarihin derinliklerinde. Teknolojiye gönderme yaparcasına, kürekle bir parça toprak bir avuç buğdayın üstüne yuva oldu. Demir, orak ve saban oldu zanaatkarların fırınlardan ocaklara yol oldu tarih büyüdükçe. Buğdayı ezen taşlar, taneyi öğüten değirmenler geçmiş günü tarihe not düştü yaşlandıkça dünyanın derdi.

Kapıdan giren meyve sebze, ocakta pişen huzura dönüştükçe aş oldu can verdi. Nasıl ki hepimiz biriciğiz yediklerimiz de bizim yansımalarımız, bizim izdüşümlerimiz oldu. Bilge kadının yediği içtiği kendine yaşadıkları hissettikleri kültüre dönüştü. Yıllandıkça bazen şarap oldu bazen nasihat olup öğütlerine karıştı toprak ananın.

Kontrol edin

Screenshot_6

Mezopotamya’nın Altın Saçlı Kızı; Sorgül Buğdayı

“Sorgül buğdayı, Mezopotamya’nın en eski buğdayı. Sorgül kırmızı gül demek. Elinize aldığınızda rengi alışık olduğumuz …