Son Haberler

“Kalite ve Ahlaklı Ticaret, Başarının Anahtarıdır”

Nevin TOPRAK, Sarmaşık Makine: “Sarmaşık Makine’nin benimsediği felsefede kalite her şeyden önce gelir. Ürünlerimizi kaliteli bir şekilde üretmek için özel bir çaba içerisindeyiz. Açıkçası bulunduğumuz sektörde Türkiye’nin en güçlü, en sağlam makinelerini ürettiğimizi iddia ediyoruz.”

nevinTürkiye fırıncılık teknolojileri sektörünün önemli temsilcilerinden biri Sarmaşık Makine. Hâlihazırda 55 ülkeye makine ihraç eden firma, bir makineyle başladığı üretimini 43 yıl içerisinde anahtar teslimi tesisler kuracak düzeye taşımayı başarıyor. Halihazırda dünyanın birçok noktasında çok sayıda anahtar teslim projeye imza atan Sarmaşık Makine, makinelerinin üretimini ise Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikasına gerçekleştiriyor.

Firmalarının başarısını kaliteli ürün ve ahlaklı ticaret anlayışına bağlayan Sarmaşık Makine MENA ve Asya Bölge Direktörü Nevin TOPRAK, “Sarmaşık Makine’nin benimsediği felsefede kalite her şeyden önce gelir. Ürünlerimizi kaliteli bir şekilde üretmek için özel bir çaba içerisindeyiz. Açıkçası bulunduğumuz sektörde Türkiye’nin en güçlü, en sağlam makinelerini ürettiğimizi iddia ediyoruz.” diyor ve ekliyor: “Bunun yanı sıra başarıyı etkileyen ikinci nedenin ahlaklı ticaret olduğuna inanıyorum.”

Global dünyada var olmak için markalaşmanın şart olduğunu da söyleyen Nevin TOPRAK ile Sarmaşık Makine’nin müşterilere özel sunduğu çözüm önerilerini, fırıncılık sektöründeki trendleri ve hedef pazarı konuştuk. Detayları Toprak’tan alıyoruz.

Sayın TOPRAK, Sarmaşık Makine’yi herkes biliyor ancak hatırlatmak amacıyla firmanızın kuruluşunu ve bugünlere geliş sürecini bizimle paylaşır mısınız?
Sarmaşık Makine, 1974 yılında Osman Toprak ve dayısı Kerim Öksüz tarafından kuruldu. İlk olarak bir hamur kesme makinesi üretimiyle işe başlayan Sarmaşık Makine, yıllar içerisinde makine sayısını artırdı ve 43 yıl içinde anahtar teslim projeler üretir hale geldi. 40 yılı aşkın bir tecrübeyle unun saklanmasından yani silolardan başlayarak paketlemeye kadar birçok teknolojik çözümümüz var. Arap ekmeği gibi ürünler hariç; tost ve hamburger ekmeği, sandviç, Türk ekmeği, artizan gibi Avrupai ekmek olarak tanımladığımız tüm ekmeklerin üretilmesi için gerekli teknolojik çözümleri üretiyoruz.

Endüstriyel fırıncılık alanında anahtar teslim projeler yaptığınızı biliyoruz. Peki, tamamen kendi üretiminiz olan makineler neler, bunlardan biraz bahsedebilir misiniz?
Ürettiğimiz teknolojileri, üretim süreciyle ele almak daha doğru olacaktır. Bildiğiniz gibi unu değirmenciler üretir. Ardından onların ürettiği unu fırınlarda biz devralıyoruz. Biz de öncelikle unu muhafaza etmek amacıyla fabrika içi un siloları üretiyoruz. Akabinde bu unu otomatik dozajlama sistemlerimizle mikserlere taşıyıp, yoğurma işlemini gerçekleştiriyoruz. Daha sonra ekmek üretim hatları başlıyor ve hamur işleme makineleri devreye giriyor. Hamurun mayalanması için fermantasyon makinelerimiz mevcut ya da sistem yarı otomatikse fermantasyon odalarımız bulunuyor. Fermantasyondan sonra hazırlanan ekmekler tesisin kapasitesine göre çeşitli fırınlarda pişiyor. Tabi fırınlar da farklı farklı üretim sistemlerine göre değişiklik gösterebiliyor. Endüstriyel fırıncılıkta “continuous line” dediğimiz, yani sürekli bant üzerinde pişiren tünel fırın sistemleri kullanılıyor. Bunlar da kendi içlerinde sikloterm ya da thermoil sistem gibi farklı pişirme sistemlerine sahip olabiliyor. Aynı şekilde tek katlı veya 3 katlı tünel fırınlar da olabiliyor. Daha sonra eğer sistem otomatik hat ise ürünler piştikten sonra otomatik olarak tavalar boşaltılıyor. Tavalar boşaldıktan sonra bu sitem ekmeği soğutma kulelerine sevk ediyor. Ekmek soğuduktan sonra dilimleniyor ve paketlemeye gidiyor veya hamburger ya da sandviç ekmeği ise doğrudan paketleme makinelerine sevk ediliyor.

Talebe ve ihtiyaca göre her projeyi kendi içinde konfigüre ediyoruz. Bütçeye göre bazen 2 ya da 3 fazlı çalışabiliyoruz. Müşteri anlık olarak çok büyük bir yatırım yapmak istemiyorsa, biz projeyi birkaç yıl sonra tam otomatik olacak şekilde projelendirebiliyoruz. İlk fazda tesisi yarı otomatik olarak hayata geçiriyoruz. Ancak konfigrasyonu öyle bir şekilde ayarlıyoruz ki, birkaç yıl sonra ikinci fazda sistemi upgrade ederken çok fazla para harcamaya ve cihazları yenilemeye gerek kalmadan tesisi tam otomatik sisteme geçirebiliyoruz. Sistemleri oluştururken ilk hedefimiz müşterinin talebini iyi anlamak ve tam olarak müşterinin ihtiyacına karşılık vermek.

Her ölçekteki tesis için teknolojik çözüm üretiyorsunuz sanırım?
Evet, her ölçekteki işletme için çözümlerimiz var. Küçük bir kahve dükkânından anahtar teslim endüstriyel projelere kadar farklı ölçeklerdeki işletmeler için çözümler üretiyoruz. Ürün gamımız oldukça genişledi. Bu durum bazen bizi üretim kontrolünde sıkıntıya sevk etse bile talep olduğu sürece imalatımıza devam ediyoruz.

İmalatınızı nerede yapıyorsunuz? Yurtdışında üretim tesisiniz ya da ofisleriniz bulunuyor mu?
Fabrikamız İstanbul Gebze Organize Sanayi’de bulunuyor. İmalatımızın tamamı burada yapılıyor. Dubai’de ve Amerika’da pazarlama, proje ve satış ofislerimiz bulunuyor. Bu ofislerimiz sayesinde müşterimize daha yakın olabiliyor ve arada aracılar olmadan çok daha kolay bir şekilde onlara hizmet sunabiliyoruz. Yüzde 100 Türk malı makine satıyoruz ve hâlihazırda 55 ülkeye ihracat yapıyoruz.

Makinelerinizi ve fırıncılık sektöründeki çözümlerinizi 55 ülkeye ulaştırdığınızı söylediniz. Bu başarının arkasındaki sır nedir?
Bence bunun sırrı şirket felsefesi. Sarmaşık Makine’nin benimsediği felsefede kalite her şeyden önce gelir. Ürünlerimizi kaliteli bir şekilde üretmek için özel bir çaba içerisindeyiz. Açıkçası bulunduğumuz sektörde Türkiye’nin en güçlü, en sağlam makinelerini ürettiğimizi iddia ediyoruz. Bunun yanı sıra başarıyı etkileyen ikinci nedenin ahlaklı ticaret olduğuna inanıyorum. Bence kalite ve ahlaklı ticaret, Türkiye’deki uzun ömürlü ve başarılı firmaların en önemli ortak özelliğidir. Bu iki oldu, başarının anahtarıdır.

Ama tüm bunlar kadar önemli bir başka şeyden, markalaşmadan da bahsetmek istiyorum. Örneğin, Sarmaşık Makine olarak biz, Türkiye’de bilinen bir markayız ve artık dünyada da biliniyoruz. Ancak bir Alman ve İtalyan markası kadar bilinmiyoruz. Türkiye olarak İtalyanlardan daha iyi makineler üretiyoruz ama dünya çapında Alman ve İtalyan markaları bizden daha çok tercih ediliyor. Çünkü bu ülkeler markalaşma konusunda son derece başarılılar. Bu durum hemen hemen bütün pazarlarda geçerli. Yani Türkiye olarak maça 1-0 yenik başlıyoruz. Dolayısıyla Türkiye’nin önümüzdeki süreçte başarı için markalaşmaya daha çok önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Sarmaşık Makine olarak, özellikle yurtdışı pazarda kendinizi nasıl pazarlıyor veya nasıl farklılaştırıyorsunuz?
Yurtdışında var olabilmek için pazarlama ve satış bölümlerinde yabancı dil çok önemli. Bugün bütün şirketlerin yabancı dil bilen personelleri bünyesinde barındırması gerekiyor. İngilizcenin yanında ikinci veya üçüncün bir yabancı dil olması çok büyük avantaj olur. Satışta işinizi tercümanlar aracılığıyla yürütemezsiniz çünkü müşterinizin size güven duyması gerekir ki, bunu da ancak güçlü bir iletişimle sağlayabilirsiniz. Biz Sarmaşık Makine olarak yurtdışında iyi bir iletişim kurduğumuza inanıyoruz. Sonuç olarak; ürününüz iyiyse, iyi bir iletişim kurabiliyorsanız ve müşterinize ulaşabiliyorsanız başarı kendiliğinden gelecektir.

Bunun yanı sıra fabrika ayağında organizasyon çalışmalarımız halen devam ediyor. Bildiğiniz gibi şirketler yaşayan dinamik yapılardır. İnsan gücünün iyi ve nitelikli olması gerekir. Bu yüzden çalışanlarımızı eğitmeye önem veriyor ve bunun için gerekli danışmanları, müdürleri buluyoruz. Ayrıca teknik üretim yaptığımız için büyüklerimizin tecrübesinden de yararlanıyoruz. Çünkü tecrübeyi öğrenmek, paylaşmak ve gelecek nesillere taşımak da çok önemli. Çalışmalarımızı yaparken tüm bunları bir arada yürütmeye gayret ediyoruz.

Biraz da sektördeki trendlerden bahseder misiniz? Butik ve endüstriyel fırıncılıktaki değişim nasıl, hangi fırıncılık türü günümüzde ön plana çıkıyor?
Öncelikle Türkiye’deki trendlerden bahsedelim. Türkiye’de önceleri mahalle fırınları vardı. Sonra döner ve katlı fırınlar; akabinde de rekabet nedeniyle fırıncılar birleşti, endüstriyel hatlar kuruldu ve endüstriyel fırınlar piyasaya çıktı. Şimdilerde ise sağlıklı beslenme algısıyla birlikte yeniden mahalle fırınları dediğimiz butik fırınlar rağbet görmeye başladı. Bu fırınlar, sağlıklı beslenme algısına uygun olarak çekirdekli ve cevizli ekmekler, glütensiz ürünler, artizan ekmekler gibi çok çeşitli ürünlerle tüketiciye hizmet veriyor.

Fırıncılıktaki trend açısından bence Türkiye lokomotif ülkelerden biri. Çünkü dünyanın en çok ekmek tüketen ülkelerinden biriyiz ve günde 3 öğün ekmek yiyoruz. Bu tablo dünyanın hemen hemen hiçbir ülkesinde yok. Örneğin ben 8 yıldır Ortadoğu’dayım. Orada sağlık algısı yeni yeni gündeme gelen bir konu ve ekmek kalitesinde henüz bizim kadar başarılı değiller. Mesela Suudi Arabistan’da şahane tesisler ve büyük yatırımlar var. Otomatik hatlar, el değmenden üretim yapan tesisler var ama bunlar tamamen endüstriyel üretim yapan tesisler. Artizan ve ekşi mayalı ekmekler bu bölgelerde henüz o kadar popüler değil. Ancak Ortadoğu’da da butik fırıncılık geleceği olan bir alan.

Fırıncılık teknolojilerindeki değişim ve gelişim hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bildiğiniz gibi bizim sektörümüzde 2 yılda bir Türkiye’de düzenlenen bir fuar var: IBATECH. Bu fuarın sektörümüzdeki gelişmeye ışık tuttuğunu söyleyebiliriz. Bu fuara her katılığımızda, kaliteli ürünlerin üretildiğine, işçiliğin geliştiğine şahitlik ediyoruz. Bence Türkiye, bu gelişmeyle birlikte dünya pazarında yerini sağlamlaştırıyor.
Peki firma olarak biz neler yapıyoruz? Biz, Alman mühendislerle çalışıyoruz. Projelerimizi bu mühendislere yaptırıyor ve doğrudan uygulamasına geçiyoruz. Ayrıca kendi Ar-Ge ekibimiz Gebze’de bilfiil çalışıyor. Çünkü her sektörde olduğu gibi teknolojiyi başa baş takip etmezseniz geri kalırsınız. Durmak gibi bir lüksümüz yok, çünkü dünya pazarları çok hızlı.

Yeni bir fabrika kuracak olan yatırımcı ya da tesisini yenileyecek olan bir işadamından beklentiniz nedir? Yeni bir tesiste satınalama ve faaliyete geçme süreçleri nasıl işliyor ya da işlemelidir?
Yatırımcımız alaylı bir fırıncı, bir gıda mühendisi veya herhangi bir finansör olabilir. Her kim olursa olsun biz onlardan öncelikle kendi bölgelerini çok iyi analiz etmelerini, fizibilitelerini çok iyi yapmalarını istiyoruz. Fabrika nerede kurulacak, ne tür ürünler üretecek, ne kadar kapasiteyle çalışacak ya da günde kaç ekmek üretecek, tüketici kitlesi kimlerden oluşacak, ne kadara satabilecek, vs. gibi soruların yanıtlarını bilmek gerekiyor. Çünkü her bölgenin istediği ve tükettiği ekmek farklı oluyor. Herkesin de kendi pazarını çok daha iyi bildiğini düşünerek yatırımcılardan öncelikle bu ön araştırmayı ve fizibilite çalışmasını yapmalarını istiyoruz.

Bu araştırmadan sonra müşteri bize ulaşıyor ve hem bu fizibilite çalışmasını ve edindiği bilgileri bizimle paylaşıyor hem de ekmeğin türü, gramajı gibi teknik konularla ilgili sorularımızı cevaplıyor. Eğer müşteri gıda mühendisi değilse, ekmeğin pişirme süresi, fermantasyon süresi gibi bazı teknik konularda bilgi sahibi olmayabiliyor. Bu noktada da kendi optimum değerlerimizi ve datalarımızı baz alıyoruz. Tüm bunların neticesinde müşterinin talepleri ve bizim birikimlerimiz doğrultusunda, gerekli kapasite analizlerini yapıyor, müşterinin bütçesine en uygun konfigürasyonu hazırlıyoruz. Akabinde varsa müşterinin hazırlanan konfigürasyonla ilgili yeni taleplerini değerlendiriyor, sonra da fiyat belirleme aşamasına geçiyoruz. Fiyat noktasında da anlaşırsak makinelerin üretimine başlıyoruz ve kendi ekibimizle tesisin montajını gerçekleştiriyoruz. Montajdan sonra eğitimlere geçiyor ve akabinde deneme üretimini gerçekleştiriyoruz, hatta gerekirse üretim için reçeteler de oluşturuyoruz. Son olarak anahtarı müşterimize teslim ediyor ve hiçbir zaman kendisiyle bağlantılarımızı koparmıyoruz.

Peki mevcut tesisini bir üst kademeye çıkarmak ya da tam otomasyona geçmek isteyen müşterilerinize nasıl bir hizmet veriyorsunuz?
Bu aslında bir mühendislik hizmeti. Biz de makine yapıp satmaktan ziyade mühendislik satıyoruz. Evet, elinde tesisi ya da başka makineleri olan ve bu tesislerini geliştirmek isteyen müşterilerimiz çokça oluyor. Böyle bir projeye başlarken öncelikle müşterinin elinde hangi makineler bulunduğuna bakıyoruz. Hiçbir zaman bu makineleri kaldırıp, yerine yenilerini satmayı tercih etmiyoruz. Genellikle bu tür projelerde, kendi makinelerimizi mevcut teknolojilere entegre edecek şekilde yeniden düzenliyoruz. Yani makinelerimizi onların tesisine entegre edebilmek için makinelerimizde değişiklikler yapıyoruz.

Biraz da varsa üzerinde çalıştığınız yeni teknolojiler hakkında bilgi verir misiniz?
Henüz tüm detaylarını paylaşma şansım yok ancak AR-GE departmanımızın özel bir proje üzerinde çalıştığını söyleyebilirim. Avrupa’da “Green Energy” diye bilinen yeni bir yönelim var. Biz de en son ürettiğimiz Thermoil isimli katlı tünel sistemlerimizde bunu kullanmayı hedefliyoruz. Bunlar yağ ısıtmalı ve müthiş enerji tasarrufu sağlayan çok ekonomik sistemler.

Avrupa’da bilinen ve ivmesi hızlı yükselen “Green Energy” bazlı sistemler, Türkiye’de henüz çok yeni. Hatta Avrupa bu işi o kadar ilerletti ki işletmeciler artık bacadan çıkan sıcak havayı bile dönüştürüyorlar. Dolayısıyla Türkiye’nin bu “Green Energy” konusunda biraz daha çalışması gerekiyor. Biz de firma olarak Ar-Ge birimimizde, teknolojilerimizi bu yönde geliştirecek projelere odaklanmış durumdayız.

Söyleşimizin bir noktasında sağlı gıda talebinden bahsettik. Peki fabrikalarda kullanılan teknoloji, gıdanın sağlıklı olup olmamasını etkiliyor mu?
Teknoloji, mutlaka gıdanın yapısını etkiliyor. Örneğin gıda ile teması olan her teknoloji, daha doğrusu her yüzey paslanmaz çelikten üretilmek zorunda. Zaten bununla ilgili normları belirleyen birçok standart var. Uluslararası pazarda yer alabilmek için bu standartlara uymamız gerekiyor. 43 yıldır sektörde olmamızın nedeni de tüm makinelerimizin aynı normlarda ve standartlarda üretilmesidir. Gıda nizamnamesine uygun kablolar, malzemeler kullanıyoruz ve teknolojilerimiz buna göre düzenleniyor. Bu kurallara uymazsanız ihracat yapamazsınız, ancak kısa vadeli satış yapabilirsiniz.

Sizce Türk markalarının dünya çapında daha çok tanınması ve ihracat kapasitelerini arttırmaları için neler yapılabilir?
Global dünyada herkes her yere ulaşabiliyor. Ancak bence Türkler bu noktada son derce avantajlılar çünkü risk alabiliyorlar ve cesurlar. Örneğin Avrupalılar tehlikeyi sevmiyorlar ve güvenli ortamlarda bulunmayı tercih ediyorlar. Bu da Türk firmaların Avrupalıların güvenlik nedeniyle gidemediği birçok pazarda yer edinmesine imkan tanıyor. Ayrıca duruma çok çabuk ayak uydurabiliyor ve müşterinin sorununa yönelik son derece esnek çözümler sunabiliyorlar. Ancak Türklerin bu esnekliği bazen negatif etki de yapabiliyor. Çünkü Avrupa gibi sistematik çalışmadığımız için problemi çözerken bazen kayıt altına almıyor ve aynı hataları sık sık tekrarlayabiliyoruz. Bu da firmalarımızın birçok gereksiz problemle uğraşmasına ve zaman kaybetmesine yol açıyor.

Eğer biraz daha sistematik çalışabilir ve daha önce de bahsettiğim gibi markalaşma konusuna, özellikle de ülke olarak markalaşma konusuna odaklanırsak dünya pazarındaki gücümüzü son derece arttırabiliriz. Ancak ülkelerin markalaşması için güçlü ekonomi, güçlü siyaset, güçlü işadamı olgularının hepsinin bir arada olması gerekiyor. Bunlar kaliteli ürün ve ahlaklı ticaretle birleştiğinde dünya pazarında çok daha yüksek kar marjlarıyla satış yapabilir, ülkenin ihracat kapasitesini arttırabiliriz.

Son olarak hedef pazarlar noktasında bizi bilgilendirir misiniz? Ülke olarak hangi pazarlara yönelmek gerekir?
Biz eski bir firmayız ve dünyanın her yerinde satış yapabiliyoruz. Ancak sektöre yeni giren ve ihracat yapmak isteyen firmaların çıkış noktası, en uygun ve kolay erişim sağlayabilecekleri sınır komşusu ülkeler olmalıdır. Türkiye, lokasyon açısından ihracat için çok güzel bir noktada bulunuyor. Türkiye’deki firmalar Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya gibi ülkeler ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgeleriyle ihracat faaliyetlerine başlayabilirler. Bu bölgelere hem daha kolay hizmet verebilir hem de çok daha kolay ulaşabilirler.

Kontrol edin

kapak

Fırıncılık Endüstrisinde Trendler

Günümüzde tüketicilerin yaşam tarzında yaşanan büyük değişiklikler, diyabet, obezite ile kalp ve damar hastalıklarının yaygınlaşmasına …